28 Mart 2020 Cumartesi

COVID19 ÜLKE KARIŞLAŞTIRMALARI

#Covid19 virüsü ile mücadele hakkında Almanya, İtalya, Güney Kore ve Türkiye olmak üzere 4 ülkeyi karşılaştırdım. 

#covid19 artış trendi değerlendirildiği zaman İtalya ve Türkiye'nin yeterli önlem almakta başarısız olduğu görünüyor. Türkiye trendin daha başlarında ve çok sıkı tedbirler alınmazsa İtalya gibi olacaktır. En başarılı ülke görüldüğü gibi Güney Kore.





#Covid19 vaka sayısı bir önceki gün ile karşılaştırıldığı zaman Türkiye'nin trendi yukarılardan gidiyor. İtalya'dan bile kötü durumda. Güney Kore'ye dikkat edildiği zaman yapılan 23. günden sonra test sayılarını çok hızlı artırmış ve pozitif olan insanları belirleyip karantinaya almış Büyük başarı













Covit19'a bağlı ölüm sayılarına bakıldığı zaman İtalya'nın trendi çok ciddi anlamda artmaktadır. Türkiye'de ise #Covid19 bağlı ölüm trendi İtalya'ya göre biraz daha iyi durumda. Almanya ve Güney Kore ise oldukça düşük seyretmektedir.



















Aslında ölüm oranlarına bakıldığı zaman İtalya'nın feci durumda olduğunu söyleyebiliriz. Şu aşamada Türkiye'nin trendi yukarıya doğru gitmiyor. Bu bizim için sevindirici bir durum. Ölüm oranı en az olan ülke Almanya. Bu da sağlık konusunda ne kadar başarılı olduklarını gösteriyor.



















#Covid19 ile iyileşme oranı trendine bakıldığı zaman henüz trendin başında olduğu için Türkiye hakkında bir yorumda bulunmak zor.. Yine burada Almanya ve Güney Kore başarılı görünüyor.



Bütünüyle değerlendirildiği zaman ; 

* İtalya çok kötü durumda. Ölüm oranları %10 lara kadar çıkmış durumda ve artmaya devam ediyor. Bu gösteriyor ki; ülke olarak yeterince ciddi önlemler almamışlar ve Sağlık sistemleri de yeterince bu duruma cevap verememiş.

* Almanya'da başlarda vaka sayısında çok ciddi bir artış yaşanmamış. Son günlerde vaka sayısında ciddi anlamda artış yaşanıyor. Buna rağmen; hem ölüm oranı hem de iyileşme oranlarına bakıldığı zaman Almanya başarılı görünüyor.

* Güney Kore çok fazla test yaparak ve buna göre önlemler alarak; vaka sayısı artışını hemen hemen durdurmuş görünüyor. İyileşme oranı ve ölüm oranına bakarsak da yine başarılı görünüyor.

* Türkiye trendin hemen başında ancak artış hızına bakıldığı zaman çok yüksek. Eğer çok sıkı tedbirler alınmazsa İtalya'nın durumuna düşmemiz kaçınılmaz. Ben hala ciddi önlemlerin alındığı kanaatinde değilim. Test sayısı artırılmalı. Sokağa çıkma yasağı hemen ilan edilmeli.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

KAPAĞI ATMAK


Ülkemizde 'kapağı atmak' deyimini çok duyarız. Hemen hemen herkes tarafından çok kullanılır. En çok kullanılan bazı örnekler;

  • İyi bir üniversiteye kapağı attın mı, en güzel işler seni bulur. 
  • 'X' firmasına kapağı attın mı, hayat senindir, yan gel yat. 
  • Devlete kapağı attın mı, çok rahatsın, stres yok, çok çalışma yok, ne uğraşıyorsun özel sektörle. 
'Kapağı Atmak' deyimi çalışmadan para kazanmak demektir. Kamuda liyakat sistemi olmadığı için kapağı atabilirsiniz. Ancak özel sektörde çoğunlukla böyle bir şey yok. Eğer yeterli performans gösteremezseniz, işten çıkarmazlar ancak sizin çıkmanız için elinden geleni yaparlar. 

Galiba biz millet olarak çok tembeliz. Çoğumuz çalışmadan çok para kazanmak istiyoruz. Çok çalışarak iyi konumlara gelebilecekken, Torpil arar olmuşuz. Arkadaşlarım ve aile çevremde çok duyar oldum. 

"Müslümanız!" Eee Torpil ne o zaman. Kul Hakkı denen bir şey var. Bir çok kişinin hakkını yiyorsun. Sonra başka insanların Müslümanlığını sorguluyorsun. 

Referans ile Torpili ayırt etmek gerekiyor. Torpil yetkinliği olmadığı halde işe alınması. Referans ise tüm yetkinlikleri ölçüldükten sonra, güvenilir bir kaynaktan kişiliği ile geri bildirim almaktır. Bu yüzden referans torpil değildir. 

Peki torpil ile nasıl mücadele edilir? Liyakat! Liyakat! Liyakat!




10 Haziran 2017 Cumartesi

Vatanım Sensin


Vatanım Sensin son yıllarda çekilen en iyi dizilerden bir tanesidir. Dizi kadrosunda Halit Ergenç, Berguzer Korel, Onur Saylak gibi başarılı ve deneyimli oyuncuların dışında dizide çok genç ve deneyimsiz oyuncular da vardır. Ancak genç oyuncular deneyimli oyuncular kadar başarılılardır.

Dizinin ilk bölümünü izlememin sebebi, Halit Ergenç gibi başarılı bir oyuncunun bulunmasıydı. Daha ilk bölümden yılın en iyi dizisi olacağı belliydi. Dizinin ilk bölümünden son bölümüne kadar bütün bölümleri kız arkadaşımla beraber izledik. Senaryosu hakkında yorumlar yaptık.  Bazen tipik bir Türk dizisi gibi olacağından korktuk. Birkaç bölümde o hissiyat oluşmuştu ki sonrasında dizi senaristleri güzel yazmaya başladılar.  

Dizide Mustafa Kemal ismi geçen sahneler ile vatani duygular oldukça okşandı. Bu sahneler benim tüylerimi diken diken ediyordu. Bu sahnelerin olması diziyi izleme isteğimi daha da artırdı.

Dizide bazen politik açıdan çok ince mesajlar veriliyordu. Bu mesajların izleyen herkes tarafından anlaşıldığını zannetmiyorum. 

Dizinin 1.Sezonu bitti. Cevdet ve Tevfik öldü gibi duruyor. Peki 2. Sezon nasıl başlayacak ? Bu konuyu izleyiciler çok merak ediyor. Bazı tahminler ; 
  • Halit Ergenç (Cevdet) ve  Onur Saylak (Tevfik ) diziden çıkacak.  Baş rolde sadece Bergüzar Korel (Azize ) kalacak 
  • Dizi oyuncuları yep yeni rollerde ortaya çıkacak. Halit Ergenç Mustafa Kemal'i canlandıracak. 
  • Cevdet ve Tevfik aslında ölmemiş olacak. Cevdet Mustafa Kemal ile birlikte vatanın kurtulmasını sağlayacak ve Cumhuriyeti kuracak. Tevfik de Vahdettin'e sığınacak. 

7 Haziran 2017 Çarşamba

İş Yaşamında Mezun Olunan Üniversitenin Önemi

Geçen hafta işe yeni işe başlayan bir kişi ile sohbet ettim. Yeni mezun olmuş ve parlak bir kişiydi. İlk izlenimime araştırmaya ve öğrenmeye istekliydi.

Onun bu yönünü takdir etmek için "Mezun olduğun okul, Türkiye'nin ilk 5 sıralamasında olamamasına rağmen gayet çabucak güzel bir iş bulmuşsun. Çünkü özellikle kurumsal firmalar sadece belirli üniversitelerden mezun olanları alıyorlar." dedim. Haklı olarak buna şöyle tepki gösterdi; "İşe alımlarda okula göre eleme olmaması gerekir."

Peki konu hakkında şirketler ve insanlar ne düşünüyor.

Şirketler: 
Daha önce çalıştığım şirketlerde, mezun olunan üniversiteye önemli bir kriterdi. Öncelik iyi üniversitelerden mezun olunan kişilerdi.

Yöneticiler:
Yine daha önce staj  ve çalıştığım şirketlerdeki çalışan yöneticiler, mezun olunan üniversiteye göre alım yapma eğilimindeydiler.

Çalışanlar: 
Arkadaşlarımla çalışma hayatından sohbet ederken mezun olunan üniversitenin önemli bir kriter olduğunu, özellikle iletişim konusunda iyi üniversitelerden mezun olanlar daha başarılı oldukları dile getiriliyordu.

Mezun olunan üniversiteye göre işe alımları bir noktada doğru buluyorum. Özellikle deneyimsiz biri alınırken bu kriter değerlendirebilinir. Ancak işe alan biri olsaydım, bakacağım kriterlerde mezun olunan okul ikinci sırada olurdu. Benim birinci sıram öğrenme ve araştırma isteği'dir. Konu ile alakalı olarak ted.com web sayfası üzerinde bulunan bir videoyu paylaşmak istiyorum.


<

21 Mayıs 2017 Pazar

Endüstri 4.0



Günümüzde teknoloji eskiye göre çok daha hızlı gelişmektedir. Teknoloji gelişimin öncüleri ağırlıklı olarak batı ülkeleridir. Doğu ülkeleri ise batı ülkelerin geliştirmiş olduğu teknolojinin operasyonel işlerini yapmaktadır. Çin, Hindistan gibi ülkeler, batı ülkelerinin teknolojik üretimlerini yaparken, ekonomisini güçlendirdiler. Batı ülkelerine rekabet edebilecek güce erişmeye başladılar. İşte bu noktada batı ülkeleri, özellikle Almanya, Endüstri 4.0 çağına geçmeye hazırlanıyorlar. 

Endüstri 4.0 kısaca bir fabrika üretim sürecinin insan eli değmeden baştan sonra robotlar aracılığı ile gerçekleşmesidir. Örneğin bir araba fabrikasının motor üretimi, kaporta üretimi, boyama gibi işlemelerinin tamamını robotlar tarafından yapılmasıdır. 

Endüstri 4.0 ile birlikte iş gücü maliyeti çok çok düşecektir çünkü üretimde insan ihtiyacına yer kalmayacaktır. Artık, batı ülkeleri doğu ülkelerinin ucuz iş gücünden dolayı yapmış olduğu yatırımları kendi ülkelerine kaydıracaktır. Bu durum Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri etkileyecektir. 

Türkiye Endüstri 4.0 'ı yakalayabilir durumda gözükmüyor. Bunun en büyük nedeni eğitim sistemimizdir. Türkiye'de eğitim sistemi hemen hemen her iki yılda bir değiştiriliyor ve bir türlü başarılı olamıyor. Çünkü rasyonellikten uzak ideolojik yaklaşımlarla eğitim sistemi dizayn edilmeye çalışılıyor. 

Türkiye Endüstri 4.0 şöyle yakalayabilir. Robotları üreten değil onları satın alarak üretim yapan ülke olabilir. Örneğin, Almanya'dan araba üreten robotları alıp Türkiye'de araba fabrikası kurabilir, hatta yerli marka olarak da tanıtabilir. Ne kadar yerli olabilir o tartışma konusu. 



6 Ekim 2016 Perşembe

İş Dünyasında Motivasyon ve Yaratıcılık

Motivasyon, bir insanı harekete geçiren bir sebep veya dürtü olarak tanımlanabilinir. İnsanlar aldıkları görevleri ya korkudan, ya zorunluluktan ya da motivasyondan dolayı yapar.Günümüz dünyasında korkutarak iş yapma halâ devam etmektedir. Bu şirketler 50 yıl öncesi gibi davranmaktadır. Bu konunun insani boyutunu söylemeye gerek bile yok. Zaten böyle şirketler üretkenlik ve yaratıcılıkta başarısız olup, çağa ayak uyduramayıp ve yok olup gidecekler.

İş dünyasındaki motivasyona yeteri kadar önem verildiğini düşünmüyorum. Önem verdiğini söyleyen şirketler bile motivasyon konusunda sınıfta kalmaktadır. Bu konuda başarılı şirket sayısı yirmiyi bile geçmez ve zaten bu şirketlerin de %80 yabancı sermayelidir. Bu şirketlerden bir kaç tanesi şöyle; Turkcell, Vodafone, Unilever, P&G, Mercedes Benz vb. 

İş dünyasında motivasyonu etkileyen nedenler şöyle sıralanabilinir. 

Aylık Kazanç ( Para ) 
Hepimiz hayatımızı devam ettirmek için paraya kazanmaya ihtiyacımız var. Aileden zengin değilsek para için çalışıyoruz demektir. O yüzden motivasyon kaynağının para olması çok doğal. Şirketler bunun farkına vardılar ve Pirim sistemini devreye aldılar. Ne kadar çalışırsan veya üretirsen o kadar para alıyorsun. Fakat bazı araştırmalarda pirim sisteminin yaratıcılıkta etkisinin olmadığını ve tam tersine pirim miktarı arttıkça yaratıcılığın azaldığı vurgulanıyor. Dan Pink, TED konuşmasında bir deney örneği vererek bu durumdan bahsediyor. 

http://www.ted.com/talks/dan_pink_on_motivation

Bütün şirketler çalışanlarının maaşlarını hesaplarken  performansa göre hesapladıklarını dile getiriyorlar. Gerçekten performansa göre yapan şirket sayısı %10 bile değil. Ayrıca performans değerlendirme çalışmaları da hiç etkili değil. Halâ bazı şirketler sayısal değerler üzerinden performans notu veriyorlar, En çok sinir olduğum bir kaç örnek vermek istiyorum. 
  • Ayda ortalama iş tamamlama adetleri
  • İş tamamlama süreleri 
  • Deadline oranları
  • Çalışma saatleri 
Bu gibi örnekler asla performans ölçecek KPI' lar değil. Ölçecek KPI'lar sayısal değerden çok, nitelik olmasıdır. Örneğin;
  • Yeni geliştirdiği uygulamalar
  • Yaptığı işin değeri ve şirkete katma değeri 
  • İnsan ilişkileri 
  • Yaratıcılık 
  • Liyakât  

Eğitim 
Bazı insanlar öğrendikçe çok mutlu olurlar. Ben de onlardan bir tanesiyim. Yöneticiler bu insanları iyi okumalı. Çünkü eğitim konusunda istekli olan bir kişi, işin de başarılı olan kişidir Ama eğitimi bir kaçış olarak görenleri ayırt etmekte fayda var.

Çalışma Ortamı 
Bana göre çalışanlar rahatça giyinebilmeli ve fikirlerini rahatça söyleyebilmeli. İş yerinde bu ortam yaratılmalı. Eğer ortam böyle olduğu takdirde iletişim çok daha etkili olur. Böylece çalışma verimliğine de artar. 

Şirket Etkinlikleri 
Resmi olmayan şirket etkinlikleri insana mutluluk verir. Kendini oranın bir parçası olarak görür ve liyakât duygusunu geliştirir. İşi sahiplenir.  

Motivasyona etkisi olan dört maddeyi yukarıda açıkladım. Bu maddeler motivasyona etkisi olan genel maddelerdir. Her bireyin motivasyon kaynağı farklıdır. Gerekirse her çalışan için motivasyon kaynağı çıkarılıp, çalışmalar yapılmalıdır. Öyle olduğu takdirde, çalışanların motivasyonunu artar ve performansı yükselir.















28 Ağustos 2016 Pazar

Saygı

'Saygı' kelimesinin TDK açıklaması: "Üstünlüğü, yaşlılığı, yararlığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram"

'Saygı' kelimesi 5 harften oluşan bir kelimedir ve her insanın benimsemesi gerekir. 'Saygı' kelimesinin yukarıda TDK açıklaması var. Ne kadar anlaşılır olduğu tartışılır. Ben 'Saygı' kelimesini şu şekilde tanımlarım:  "Benim gibi düşünmeyen, benim gibi inanmayan, benim gibi yaşam tarzı olmayan, benim gibi... kişileri küçümsemeyen, alay etmeyen, suçlamayan ve onun varlığın kabul eden durum" olarak tanımlarım. 

Peki bu tanım çerçevesinde toplumumuz 'Saygı' kelimesi ne kadar içselleştirmiş. Çevreme ve medyaya baktığım zaman nadir içselleştiren kişileri görüyorum. Çok uzağa gitmeden önce kendi çevreme bakayım. 

Eğitim almış kişiler saygıyı daha çok benimsemiş durumdalar. Şöyle bir durum var çevremde genelde özgür düşüncesi benimsemiş Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun olan arkadaşlarım ağırlıklıdır. Onun katkısı olduğu açık. Diğer üniversitelerden mezun olan kişilere baktığım zaman oran gittikçe düşüyor. Eğitim almamış kişilerde ise durum çok vahim ancak az da olsa saygıyı benimsemiş kişiler olduğunu biliyorum. 

Bunun nedenleri konusuna başlamadan önce, herkes aynı şekilde düşünebilir mi ?  diye kendime soruyorum. Biyolojik olarak baktığım zaman mümkün değil. Beynimiz incelendiği zaman birebir aynı düşünmemiz söz konusu değil. Beynimizde yaklaşık 80 Milyar nöron var. Bir birleri ile farklı kombinasyonlarını düşünün. Allah bizi öyle mükemmel yaratmış ki birey olarak herkes farklı. Tabi ki ortak değerlerimiz, ortak inancımız var. 

Gelelim 'Saygı' kelimesinin neden benimsenmediği konusuna. Bana göre tek bir sebep var. Bir insanın kendini diğerinden daha üstün görmesi  veya bir kişiyi başkalarından üstün görmesi ? Peki bu mümkün mü ? Bir kişi diğer bir kişiden bütün konularda üstün olabilir mi ? Tabii ki hayır. Örnek vereyim, Batı dünyası mutluluğu yoga ve meditasyonda arıyor. Zamanında yoga ve meditasyon yapan kişileri küçümsüyorlardı. Sonradan onlar gibi olmaya başladılar. Bir kişi diğerinde üstün olamaz. Sadece yetenekler ve ilgi alanları farklıdır. 

Peki 'Saygı' kelimesini nasıl içselleştiririz ?

Her bir bireyin farklı düşüncesinin olduğunu kabul ettiğimiz zaman.