6 Ekim 2016 Perşembe

İş Dünyasında Motivasyon ve Yaratıcılık

Motivasyon, bir insanı harekete geçiren bir sebep veya dürtü olarak tanımlanabilinir. İnsanlar aldıkları görevleri ya korkudan, ya zorunluluktan ya da motivasyondan dolayı yapar.Günümüz dünyasında korkutarak iş yapma halâ devam etmektedir. Bu şirketler 50 yıl öncesi gibi davranmaktadır. Bu konunun insani boyutunu söylemeye gerek bile yok. Zaten böyle şirketler üretkenlik ve yaratıcılıkta başarısız olup, çağa ayak uyduramayıp ve yok olup gidecekler.

İş dünyasındaki motivasyona yeteri kadar önem verildiğini düşünmüyorum. Önem verdiğini söyleyen şirketler bile motivasyon konusunda sınıfta kalmaktadır. Bu konuda başarılı şirket sayısı yirmiyi bile geçmez ve zaten bu şirketlerin de %80 yabancı sermayelidir. Bu şirketlerden bir kaç tanesi şöyle; Turkcell, Vodafone, Unilever, P&G, Mercedes Benz vb. 

İş dünyasında motivasyonu etkileyen nedenler şöyle sıralanabilinir. 

Aylık Kazanç ( Para ) 
Hepimiz hayatımızı devam ettirmek için paraya kazanmaya ihtiyacımız var. Aileden zengin değilsek para için çalışıyoruz demektir. O yüzden motivasyon kaynağının para olması çok doğal. Şirketler bunun farkına vardılar ve Pirim sistemini devreye aldılar. Ne kadar çalışırsan veya üretirsen o kadar para alıyorsun. Fakat bazı araştırmalarda pirim sisteminin yaratıcılıkta etkisinin olmadığını ve tam tersine pirim miktarı arttıkça yaratıcılığın azaldığı vurgulanıyor. Dan Pink, TED konuşmasında bir deney örneği vererek bu durumdan bahsediyor. 

http://www.ted.com/talks/dan_pink_on_motivation

Bütün şirketler çalışanlarının maaşlarını hesaplarken  performansa göre hesapladıklarını dile getiriyorlar. Gerçekten performansa göre yapan şirket sayısı %10 bile değil. Ayrıca performans değerlendirme çalışmaları da hiç etkili değil. Halâ bazı şirketler sayısal değerler üzerinden performans notu veriyorlar, En çok sinir olduğum bir kaç örnek vermek istiyorum. 
  • Ayda ortalama iş tamamlama adetleri
  • İş tamamlama süreleri 
  • Deadline oranları
  • Çalışma saatleri 
Bu gibi örnekler asla performans ölçecek KPI' lar değil. Ölçecek KPI'lar sayısal değerden çok, nitelik olmasıdır. Örneğin;
  • Yeni geliştirdiği uygulamalar
  • Yaptığı işin değeri ve şirkete katma değeri 
  • İnsan ilişkileri 
  • Yaratıcılık 
  • Liyakât  

Eğitim 
Bazı insanlar öğrendikçe çok mutlu olurlar. Ben de onlardan bir tanesiyim. Yöneticiler bu insanları iyi okumalı. Çünkü eğitim konusunda istekli olan bir kişi, işin de başarılı olan kişidir Ama eğitimi bir kaçış olarak görenleri ayırt etmekte fayda var.

Çalışma Ortamı 
Bana göre çalışanlar rahatça giyinebilmeli ve fikirlerini rahatça söyleyebilmeli. İş yerinde bu ortam yaratılmalı. Eğer ortam böyle olduğu takdirde iletişim çok daha etkili olur. Böylece çalışma verimliğine de artar. 

Şirket Etkinlikleri 
Resmi olmayan şirket etkinlikleri insana mutluluk verir. Kendini oranın bir parçası olarak görür ve liyakât duygusunu geliştirir. İşi sahiplenir.  

Motivasyona etkisi olan dört maddeyi yukarıda açıkladım. Bu maddeler motivasyona etkisi olan genel maddelerdir. Her bireyin motivasyon kaynağı farklıdır. Gerekirse her çalışan için motivasyon kaynağı çıkarılıp, çalışmalar yapılmalıdır. Öyle olduğu takdirde, çalışanların motivasyonunu artar ve performansı yükselir.















28 Ağustos 2016 Pazar

Saygı

'Saygı' kelimesinin TDK açıklaması: "Üstünlüğü, yaşlılığı, yararlığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram"

'Saygı' kelimesi 5 harften oluşan bir kelimedir ve her insanın benimsemesi gerekir. 'Saygı' kelimesinin yukarıda TDK açıklaması var. Ne kadar anlaşılır olduğu tartışılır. Ben 'Saygı' kelimesini şu şekilde tanımlarım:  "Benim gibi düşünmeyen, benim gibi inanmayan, benim gibi yaşam tarzı olmayan, benim gibi... kişileri küçümsemeyen, alay etmeyen, suçlamayan ve onun varlığın kabul eden durum" olarak tanımlarım. 

Peki bu tanım çerçevesinde toplumumuz 'Saygı' kelimesi ne kadar içselleştirmiş. Çevreme ve medyaya baktığım zaman nadir içselleştiren kişileri görüyorum. Çok uzağa gitmeden önce kendi çevreme bakayım. 

Eğitim almış kişiler saygıyı daha çok benimsemiş durumdalar. Şöyle bir durum var çevremde genelde özgür düşüncesi benimsemiş Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun olan arkadaşlarım ağırlıklıdır. Onun katkısı olduğu açık. Diğer üniversitelerden mezun olan kişilere baktığım zaman oran gittikçe düşüyor. Eğitim almamış kişilerde ise durum çok vahim ancak az da olsa saygıyı benimsemiş kişiler olduğunu biliyorum. 

Bunun nedenleri konusuna başlamadan önce, herkes aynı şekilde düşünebilir mi ?  diye kendime soruyorum. Biyolojik olarak baktığım zaman mümkün değil. Beynimiz incelendiği zaman birebir aynı düşünmemiz söz konusu değil. Beynimizde yaklaşık 80 Milyar nöron var. Bir birleri ile farklı kombinasyonlarını düşünün. Allah bizi öyle mükemmel yaratmış ki birey olarak herkes farklı. Tabi ki ortak değerlerimiz, ortak inancımız var. 

Gelelim 'Saygı' kelimesinin neden benimsenmediği konusuna. Bana göre tek bir sebep var. Bir insanın kendini diğerinden daha üstün görmesi  veya bir kişiyi başkalarından üstün görmesi ? Peki bu mümkün mü ? Bir kişi diğer bir kişiden bütün konularda üstün olabilir mi ? Tabii ki hayır. Örnek vereyim, Batı dünyası mutluluğu yoga ve meditasyonda arıyor. Zamanında yoga ve meditasyon yapan kişileri küçümsüyorlardı. Sonradan onlar gibi olmaya başladılar. Bir kişi diğerinde üstün olamaz. Sadece yetenekler ve ilgi alanları farklıdır. 

Peki 'Saygı' kelimesini nasıl içselleştiririz ?

Her bir bireyin farklı düşüncesinin olduğunu kabul ettiğimiz zaman.